Vakıf kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir. Sözlükte “bir şeyi daimî olarak durdurmak” anlamına gelmektedir. Ancak geniş kapsamlı düşünüldüğünde ‘bir malı özel mülkiyetten çıkarıp, çıkarlarını sonsuza kadar bir hayır işine ayırarak saklamak” anlamına gelmektedir. Bizim uygarlığımızdaki asıl bilinen anlamı da budur. Bugünkü anlayışımız çerçevesinde, vakıflar için ‘toplumda sosyal dayanışmanın sağlanması, bir tür yardımlaşma, bir şekilde muhtaç olan insanlara yardım etme, vb. amacıyla kurulan sosyal kurumlardır’ denilebilir. Ama vakıf etmenin anlamı bu cümlenin de sınırları fazlasıyla aşmaktadır. Bir kere, hiçbir şey beklemeden bir mülkü, serveti, binayı veya araziyi, vb. sadece insanların yararına sarf edilmek üzere bağışlama başlı başına anlaşılması gereken bir durumdur.
Vakfın maldan veya mülkten yararlanma hakkını kamu yararına, bir başka deyişle ona muhtaç olan Allah’ın kullarına ayırmayı devamlı hale getirmek için de bazı tedbirler alınır. Çünkü insanların faydasına ayrılan mal-mülk, sadece o zamandaki insanların yararlanmasıyla sınırlı değildir. Gelecek kuşaklar için de geçerlidir. Böylece vâkıfın karşısına zamana hükmetme gibi bir mesele çıkmaktadır. Bu gelecek zamanın ucunu tutmayı sağlamak için vakfiyeye (vakfedildiğine dair yazılı belge) maddeler, hatta uyarılar konulur. Böylece o malı-mülkü gelecekte kullanacak olanların kötüye kullanmalarının önüne geçmek için, bir nevi yoldan sapmalarına karşı tedbirini alır.Mesela, Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz Efendi’nin Bursa’daki “Mütfi Suyu” vakfiyesinde, ‘çeşmelerin Allah rızası için yapıldığını ve suyunu amacı dışında kullananlara Allah’ın lanet edeceği’ yazılmıştır. Nitekim Fatih Sultan Mehmet’in de Ayasofya vakfiyesinde bu ulu mabedi vakfediliş amacı dışında kullananlara ağır bir dille lanet ettiğini şöyle ifade etmiştir:
"Allah'ın mescidlerinde o'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Başka türlü girmeye hakları yoktur. Bunlar için dünyada rezillik,ahirette de büyük azap vardır."
(Bakara Suresi / 114.Ayet)
İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tadile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.
Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse,
Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ...
devamı
Tweet